Yine kimse yok araziye gelen..
Saat 12:00 , harduro gider..
Toprak yola en yakın benzinciden depo fullenir..
Daha önce Volkano ile girdiğimiz bu yola şimdi tek başıma giriyorum..
Bük Ormanı yoluna dalıyorum.. Macera başlıyor..
İlerledikçe Volkano ile yaptığımız geziyi hatırlıyorum..
Yolda bir ressama tablomu yapması için poz veriyorum..
Daha önceki geziden hatırlamadığım bir kavşağa geliyorum..
KaTırıM yine bana yol gösteriyor.. "Soldan"...
KaTırıM her zaman doğru yolu gösterir.. İşte yine az bulunur bir görüntü.. Kayaların içinden fışkıran çam ağaçları..
Yükseldikçe manzaraya aşık oluyorum..
Bu yolun devamında yine aynı kavşağa ulaşıyorum..
Bu gezinin adını "Bumerang" koymaya karar veriyorum..
Bu kez sağ yolu deniyorum.. İleride yol bitiyor ve karşıma bir keçi ağılı çıkıyor..
Tam geri dönmeyi düşünürken , çadır gibi barınakların birinden biri çıkıp bana doğru geliyor.. Çoban MehmetAli...
Biraz sohbetten sonra "Gel bir çay yapayım da içelim. Yorulmuşsundur." teklifine hayır demiyorum..
Yanımda getirdiğim ve ateş yakarak pişirmeyi düşündüğüm sosisleri çayla birlikte paylaşıyoruz..
Hamile eşi Yazır köyündeki akraba düğününe gitmiş. O ve yeğeni Veli burada davar'ın başında beklemek zorundalar..
Çaya eşlik eden güzel sohbetten sonra bana yol tarif ediyor MehmetAli..
"İlerideki top ağacın yanından ilerleyen traktör izlerini takip edersen , tarlaların içinden geçtikten sonra yeniden orman yoluna ulaşırsın. O yol seni Yazır'a götürür. Asfalt yola gelince geri dönüp sağa dönen orman yoluna girersen o yol da Bük Ormanı'na kavuşur ileride"..
Söylediği yolu takip ediyor ve orman yoluna ulaşıyorum.. Bir süre ilerledikten sonra günün sürprizi ile karşı karşıyayım..
Vites kolu sıyırıyor.. Al sana macera...
(Not:Elektrik start yok ve vitesteyken ancak vurdurarak çalışıyor..)
Yokuş aşağıya , büyük viteste kalan motoru , vurdurarak çalıştırmayı deniyorum..
Başarısız..
Yeniden , iterek yokuşun başına çıkıp , tekrar deniyorum..
Yine başarısız..
Şanzımana zarar vermemek için ve zaten başka da çarem kalmadığından , KaTırıM'ı istemiye istemiye orada bırakıp yürüyerek çoban MehmetAli'in yanına dönmeye karar veriyorum.
Saat 15.30
Ayağımda kros botlarıyla 35 dakikalık ızdıraplı yürüyüşten sonra MehmetAli'nin yanına varıyorum..
Telefonla bir yerlere ulaşıp yardım istemek için tepeye tırmanıp telefonun çektiği yeri buluyoruz ve sadece Bilal ustaya ulaşıyorum.. "Yazır köyüne minibüsünle gel. Ben bir traktör bulup oraya ulaşmaya çalışacağım."
1.5 saatlik telefon çalışmasından sonra elde var sıfır. Herkes düğüne gitmiş..
Kimseye ulaşamazsak bu gece çobanlarla birlikte konaklayıp , ertesi gün çözüm arayacağız.. Daha sonra MehmetAli motorun olduğu yöndeki tepeye tırmanıp oradan tel etmeyi denemeye gitti. Yarım saat sonra geri döndüğünde yine kimseye ulaşamadım ama senin motoru aşağıda gördüm." dedi.. Bir de tel ile ulaşamadığı Çoban Musa'nın traktörünü uzaktan görmüş. Motorun kaldığı yerin 500 m ilerisinde tarlada duruyormuş.."İstersen gidip bir bakalım. Hala oradalarsa son şansımız onlar." dedi...
Yemek saatini çoktan geçiren keçileri çıkarıp , o tarafa doğru sürdük..
Yolda davarı otlağa bırakıp Musa emminin bulunduğu yere vardık..
Musa emminin oğlu eski evin çatısında davarı ve domuz gözlüyor..
Ben de yanına çıkıp durumu anlattım.. Babasının aşağıda davar güttüğünü ve yakında geleceğini söyledi..
Eski evin üzeriden çevre çok güzel görünüyordu..
Yarım saat bekleyip Musa emminin yanına gitmeye karar verdik..
Çoban köpeklerinden biri etrafımda sevimli sevimli dolandı ama kendini sevdirmedi..
Davarın geri dönmesini beklemek zorundaydık..
200-300 hayvanın çevreye dağılıp genç çam fidelerine zarar vermemeleri için baba, oğul ve gelin sürekli nöbetteler.. Herşeyi yiyen keçiler genç çamların taze yapraklarını yiyorlar. Bu yüzden o çamlar büyüyemiyor. Orman işletmeleri davara sahip çıkmazlarsa otlamalarına izin vermiyor..
Çoban Musa emmi ile , davarın kendi keyfi ile yukarıya toplanmasını kontrol ederken eski eve tekrar dönüyoruz..
Bu arada Musa emminin oğlu da traktöre romörk bağlamaya gitti..
Musa emmi , artık kullanılmayan bu eski evde çocukluğunun geçtiğini söylüyor..
Davar yavaş yavaş yukarıya toplanırken hava hafiften kararmaya başlıyor.. "Davarın karnı doydu ama gözü doymadı." diyor Musa emmi.
Gelinine sesleniyor " Davarı sür artık bu tarafa , ben gidiyorum." ...
Hazır olan traktörü alıp motorun yanına gidiyoruz.
Morotun başında bizi bekleyen MehmetAli'nin de yardımıyla yükleme işini başarıyla yapıyoruz..
Yola çıkmaya hazırız. Romörke ben de çıkıp , bozuk yolda sarsıntıdan zarar görmemesi için ona sarılarak 1 saatlik bir yol yapıyoruz..
Bu arada motorun kaymaması için ön ve arka freni bağlıyarak sabitliyorum..
Bir bölümü yağmur altında süren zorlu bir yolculukla Yazır köyündeki benzin istasyonuna ulaşıyoruz..
Yaklaşık 1 saat sonra gelen Bilal usta minibüsü ile bizi Antalya'ya götürüyor. Eve ancak 00:15 te varıyorum..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder