Saat 12 oldu hala dışarı çıkasım yok.
Hava puslu, ha yağdı ha yağacak.
Volkan'dan telefon; "Abi, kapının önündeyim, hadi çıkalım."
Hah..! Ben de bunu bekliyormuşum..
Bi çırpıda giyinip, kapıda bekleyen Volkan'a katılıyorum.
-Nereye gideriz?
-Yol nereye götürürse..!
-Bana uyar..
-Bana da...
Kavşaklarda soran bakışlara kafa işaretiyle yön vermelerin sonunda Feslikan'a giderken buluyoruz kendimizi..
Dağların kuzeye bakan yanlarında karlar..
Üşüyoruz..
Kışlık eldiven, maske, yağmurluk takviyesi için mola...
Hazırım, hadi devam..
Bük Ormanı'ndan gelen yola sapıyoruz.
Daha önce Yücel'le bu yolun tersini yapmıştık ve sürekli gazlayıp, hiç fotoğraf çekememiştik.
Bakalım şimdi ne olacak deyip yol alırken, kayboluyoruz.
Son 2 gündür yağan yağmur ve kar yolu yumuşatmış, heryer kayıyor.
Bu inişin başında karar aşaması..
Devam mı edelim..? Geri mi dönelim..?
Devam ediyoruz tabi..
Bu dik ve kaygan inişte önce Volkan sonra da ben yatırıyorum motoru.
Volkan'a birşey olmuyor ama ben yine debriyaj manetini kırıyorum.
Bu gidişle "manet katili" olarak tarihe geçeceğim..
Kırmızı ayakkabı bağı burada da işe yaradı.
Artık ustalaştığım "kırık maneti bağlayıp yola devam etme" konusunda tecrübeme tecrübe katıyorum.
Çok uzun çamurlu inişlerin bizi dere yatağına getireceğini umuyorduk.
Öyle de oldu.
Birinci dere geçişi...
İkinci dere geçişi.
Her derede sopa ile derinlik kontrolu yapıp öyle geçiyoruz.
Bu derenin çıkışının derinliğini ölçemedik, benim geçmeye çalıştığım yer birden derinleşti, debriyaj kontrolünü kırık manetle sağlamaya çalışırken dengemi kaybedip motoru dereye yatırdım..
Volkan'da bunun videosu var.
Buraya eklerse beraber güleriz.
Benden sonra geçen Volkan tedbirli davranıp benim düştüğüm çukura girmiyor.
Üçüncü dere geçişi...
Dördüncü dere geçişi...
Bundan sonra karşımıza çıkan dereyi biraz riskli bulup başka bir yol denedik ama karşımıza daha tuhaf bir geçiş çıktı..
Dere yolu kaplamış...
Sağ taraftaki toprak kısımdan yay olarak gidip, çıkışta ne olduğuna bakıyoruz.
Yolun devamında bir köprü görünüyor.
Demek ki bu son dere geçişi.
Bunu da yolu kaplayan dere boyunca geçiyoruz.
Korktuğumuz kadar riskli değilmiş burası ama ben yarı yolda debriyaj manetinin sağlıklı çalışmamasından dolayı stop ettiriyorum motoru.
Ancak boşa alınca çalışıyor artık.
Bir de elektrik start olmasaydı işim çok zordu...
Köprüden sonra, çamurlu toprak yol devam ediyor.
Bir virajda, Volkan sağındaki dağ ile kucaklaşıyor.
Burayı da heyelan götürmüş ama geçecek yer buluyoruz.
Bunca engel yetmezmiş gibi, bir de yolu dikenli tel ile kapatmışlar..
Bitmedi, bir de köprü çökmüş..
Yandaki beton kısımdan elde geçiriyoruz motosikletlerimizi.
Yaklaşık 1 saat dolanıp yine aynı, riskli bulduğumuz dereye ulaşıyoruz.
Bu kez bize riskli gözükmüyor.
Hatta eğlenerek geçiyoruz içinden..
Bu yağmursuz ama ıslak günde, botlarımızın için su ile dönüyoruz evlerimize.
Mutlu gezilere....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder