Harduro : SkyTeam 200
Silves : SkyTeam200
Sabah saat 09.00 da benzincide buluşup yola çıktık.
Amacımız mümkün olduğunca az asfalt yol kullanarak Fethiye'ye gitmek ve dönmek.
Söğütcuması'ndan toprak yollara giriyoruz..
Her pınarda durup su içiyoruz.
Çünkü bu yaylaların suları kadar serin ve lezzetlisini bulamazsınız..
Yaylanın dibine indiğimizde bir köprüden geçerken aşağıda bir balıkçı görüyoruz..
Soruyoruz ; "Balık var mı?"
Cevap; "Yooo..!"
Belli ki eğlenmek için orada, balıkçılık bahane..
Dere yatağından sonra yeniden yukarılara tırmanıyor yol..
Karşıki dağda Söğütcuması görünüyor.
Daha önce birçok kereler mola verip üzerinde dinlendiğimiz yer yıkılmış malesef..
... ama hiçbir şey neşemizi bozamaz..
...çünkü muhteşem bir hava var bugün...
.. önümüzde de oldukça çetin ve uzun bir yol var.
Yolumuz devam ediyoruz.
Daha önce de durup birkaç fotoğrafını çekmiştik ama bu tarihi kalıntıları biraz daha yakından incelemek istiyoruz.
Motosikletlerimizi iyice içerilere kadar sokuyoruz.
Define avcıları ve tarihi eser kaçakçıları çok zarar vermişler bu eserlere.
Kral mezarlarının kapakları açılıp içi boşaltılmış elbette.
İçine uzansam ruhunu hisseder miyim acaba..?
Adını öğrenemediğim bu antik şehrin böyle bir manzarası var.
Açılmamış hiçbir kapalı şey kalmamış..
Tiyatro olmadan olmaz.
Oradan uzaklaştıktan bir süre sonra, bir açıklıktan Kumluca'yı görüyoruz.
15-20 dakikalık bir tırmanıştan sonra Finike inişine geliyoruz.
Buradan 4 üncü geçişim.
Bugün yeni bir sürüş deniyoruz.
Aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi, bu orman yollarında sadece iki iz bulunur.
Biz bu izleri paylaşarak yanyana ve gidebildiğimiz kadar hızlı sürmeye çalışarak,
dikkatimizi ve sürüş becerilerimizi geliştirmeye çalıştık.
Bu sayede yolun daha küçük bir bölümünü kullanarak sanki patikada gidiyormuş gibi olduk.
Motosiklerimiz aynı olduğu için, aynı viteste ve aynı süratte gitmek çok zor olmadı.
Kendi sürüş yolumuza dikkat etmemizin dışında yanımızdakinin de yolunu sürekli olarak izledik.
Çünkü amacımız yarışmak değil gelişmek.
Birbirimizi kollayarak zor anlarda birbirimize daha geniş alan bıraktık.
Ama mümkün olan en hızlı sürüşü gerçekleştirmeye çalıştık.
Özellikle virajlarımız çok gelişti bu sayede..
Arif köyünde asfalta çıkıyoruz yeniden.
Burada biraz mola veriyoruz.
Çay ve annemin börekleri ile karnımızı doyuruyoruz.
Yaklaşık 1 ay önce kuruyan bir gölün tam ortasındayız.
Bu gölden yarım saat sonra Gömbe'ye ulaşıyoruz.
Orda hiç durmadan YeşilGöl yoluna devam ediyoruz.
YeşilGöl'e varmadan sağa sapan bir toprak yolun Fethiye'ye ulaştığını biliyor Yücel.
Onun ikinci, benim ilk kullanışım bu yolu.
Aşağıda Gömbe çevresi.
Bozuk yolu yarım saatte aşıyoruz.
Daha düzgün bir toprak yola ulaştığımızda bir pınarın başında Yücel, çantasını daha sağlam bağlamaya çalışıyor.
Fakat kötü bir kaza yaşıyor.
Yerinden kurtulan lastik bağlantının ucundaki metal çengel hızla başına çarpıyor.
Anında şişiyor..
Yarım saat sonra bir su başında durduğumuzda şiş biraz inmiş ama kızarıklık ve acı devam ediyordu.
Benim alaycı gülüşüme bakmayın, aslında onun acısını unutması için şaklabanlık yapıyorum.
Ölüdeniz Race Arena'ya vardığımızda hala pistte antreman yapan sürücüler vardı.
Tempolu sürüş bizi biraz yormuş ama çaylar yeniden dik durmamızı sağlıyor.
Yarış pistinde birkaç arkadaşımızı buluyor ve onlarla biraz sohbet ediyoruz.
Daha sonra hava kararmadan çadırımızı kurmak için Gemiler koyuna varıyoruz.
Sezon sonu olduğu için balıkçılardan başka kimse yok koyda..
Bu yüzden en kral çadır yerini kullanabiliyoruz.
| ||
Türkiye'de motosiklet sporu çok gelişti.
Yakın bir zamanda Türkiye sınırlarının ötesine geçecek yarışçılar yetişmekte..
İşte umut vaadeden genç motokroscular.
Onlar henüz çocuklar ama piste girdiklerinde gerçek birer savaşçı olup çıkıyorlar.
Onlar yarışıyor biz oturuyoruz, nereye kadar..
Elbette 1 saatten fazla kalamıyoruz orada..
Üstelik o heyecanın içinde gaza gelmemek de imkansız..
Ormanın bakir topraklarında off-road yapıp kendimizi iyice yoruyoruz.
İşte bir dinlenme anı...
Sıra Baba Dağı'nda..
Fethiye'ye gelip oraya tırmanmamak olmaz.
Taşlı ve tehlikeli, uzun bir yol katediyoruz zirveye varmak için.
Bu zorlu yolculuğun sonunda ödülümüz işte bu manzara..
Aşağıda Kelebekler Vadisi girişi.
Biraz puslu bir manzara ama yükseklik çok etkileyici.
Sağda Gemiler adası. Çadırlarımızın hemen onun ardındaki koyda..
Yamaç paraşütleri yukarıdaki fotoğrafta görülen rampadan havalanıyorlar ve yakaladıkları hava akımlarıyla,
aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi bir süre bu zirvenin etrafında oyalandıktan sonra Ölüdeniz sahiline doğru inişe geçiyorlar.
Yaklaşık olarak 40-60 dakika havada kalıyorlar.
Baba Dağı'na çıkarken gördüğümüz alternatif yolları araştırıyoruz..
O yolların yayla köylerinde son bulduğunu öğreniyoruz.
Kimisi de hiçbir yere varmıyor.
İşte o hiçbir yere varmayan yollardan birinden dönüş.
Yeniden yarış pistine dönüp son yarışı izliyoruz.
İşte start anı..
... ve hemen sonrası.
Yücel ve gurubu, müzikleriyle son yarışa eşlik ediyorlar.
Antalya Motosiklet Kulübünden Ahmet Tugayoğlu'nun finiş rampasından ilk atlayışı.
Ahmet Tugayoğlu gurubunda 1inci oldu.
Aynı yarışta start alıp Ahmet'in önünde finiş gören tek yarışçı Kemer Enduro Kulübü'nden Çağlar Aktaş'tı.
Çağlar Aktaş rakiplerine büyük bir fark atarak MX E2 C kategorisi'nde 1inci oldu.
Bir başka rampada Ahmet Tugayoğlu uçarken.
Ahmet'i bütün yarış boyunca takip eden bu iki yarışçı onu geçmeyi başaramadılar.
Yarışların hemen ardından Zekeriya bizden ayrıldı.
Biz de akşam yemeği için alışveriş yapıp Gemiler'e döndük.
Geceyi ateş başında dinlenerek geçirdik.
29 Ekim 2007
Güzel bir uykudan sonra sabah uyandığımda çadırımın manzarası işte böyleydi..
Hafif bir kahvaltının ardından çadırlarımızı toplayıp hemen yola çıktık.
Bugün alternatif yollar deneyerek Antalya'ya döneceğiz.
Kaya Köy'ün içinden geçip Hisarönü'ne uğramadan Fethiye'ye ulaşıyoruz (antik yol)..
Yolda bir çevirme..
Yücel'in belgelerinde bir eksik var galiba..

Yakın bir zamanda Türkiye sınırlarının ötesine geçecek yarışçılar yetişmekte..
İşte umut vaadeden genç motokroscular.
Onlar henüz çocuklar ama piste girdiklerinde gerçek birer savaşçı olup çıkıyorlar.
Onlar yarışıyor biz oturuyoruz, nereye kadar..
Elbette 1 saatten fazla kalamıyoruz orada..
Üstelik o heyecanın içinde gaza gelmemek de imkansız..
Ormanın bakir topraklarında off-road yapıp kendimizi iyice yoruyoruz.
İşte bir dinlenme anı...
Sıra Baba Dağı'nda..
Fethiye'ye gelip oraya tırmanmamak olmaz.
Taşlı ve tehlikeli, uzun bir yol katediyoruz zirveye varmak için.
Bu zorlu yolculuğun sonunda ödülümüz işte bu manzara..
Aşağıda Kelebekler Vadisi girişi.
Biraz puslu bir manzara ama yükseklik çok etkileyici.
Sağda Gemiler adası. Çadırlarımızın hemen onun ardındaki koyda..
Yamaç paraşütleri yukarıdaki fotoğrafta görülen rampadan havalanıyorlar ve yakaladıkları hava akımlarıyla,
aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi bir süre bu zirvenin etrafında oyalandıktan sonra Ölüdeniz sahiline doğru inişe geçiyorlar.
Yaklaşık olarak 40-60 dakika havada kalıyorlar.
Baba Dağı'na çıkarken gördüğümüz alternatif yolları araştırıyoruz..
O yolların yayla köylerinde son bulduğunu öğreniyoruz.
Kimisi de hiçbir yere varmıyor.
İşte o hiçbir yere varmayan yollardan birinden dönüş.
Yeniden yarış pistine dönüp son yarışı izliyoruz.
İşte start anı..
... ve hemen sonrası.
Yücel ve gurubu, müzikleriyle son yarışa eşlik ediyorlar.
Antalya Motosiklet Kulübünden Ahmet Tugayoğlu'nun finiş rampasından ilk atlayışı.
Ahmet Tugayoğlu gurubunda 1inci oldu.
Aynı yarışta start alıp Ahmet'in önünde finiş gören tek yarışçı Kemer Enduro Kulübü'nden Çağlar Aktaş'tı.
Çağlar Aktaş rakiplerine büyük bir fark atarak MX E2 C kategorisi'nde 1inci oldu.
Bir başka rampada Ahmet Tugayoğlu uçarken.
Ahmet'i bütün yarış boyunca takip eden bu iki yarışçı onu geçmeyi başaramadılar.
Yarışların hemen ardından Zekeriya bizden ayrıldı.
Biz de akşam yemeği için alışveriş yapıp Gemiler'e döndük.
Geceyi ateş başında dinlenerek geçirdik.
29 Ekim 2007
Güzel bir uykudan sonra sabah uyandığımda çadırımın manzarası işte böyleydi..
Hafif bir kahvaltının ardından çadırlarımızı toplayıp hemen yola çıktık.
Bugün alternatif yollar deneyerek Antalya'ya döneceğiz.
Kaya Köy'ün içinden geçip Hisarönü'ne uğramadan Fethiye'ye ulaşıyoruz (antik yol)..
Yolda bir çevirme..
Yücel'in belgelerinde bir eksik var galiba..
Ben hemen olaya müdahale edip sorunu çözmeye çalışıyorum...
Bir süre sonra olayın suyu çıkıyor...
Saklıkent Kanyonu
Kanyonun beslediği ırmak..
Bu sivri uçlu demirler kanyonun içine beleş girmek isteyenleri önlemek için..
Biz kanyonu dolaşmak yerine küçük bir beslenme ile yola devam etmeyi düşünüyoruz.
Çaylar geliyor..
Bizimle birlikte gözlemeleri bekleyen kuçu.
SkyTeam'ler de bizi bekliyor..
Şimdiye kadar hiçbir sorun çıkmadı..
Bu motosikleti gittikçe sevmeye başladım.
Arazi için arkaya büyük dişli taktığımdan beri de daha keyifli bir sürüşü var.
Çok huzurlu bir mola yeri burası.
Gözlemelerimiz hazırlanıyor.
Sabah yaptığımız hafif kahvaltı sonrası bu ikinci kahvaltı gibi görünse de aradan 3 saat geçmiş.
Gözlemeleri yedikten sonra değişime uğruyoruz.
Sağdaki Yücel, soldaki ben.
Kısa bir süre sonra yeniden biz oluyoruz ve Saklıkent'i geçer geçmez sağdaki ilk toprak yola sapıyoruz.
Benim ilk kez kullanacağım bu yoldan Yücel ikinci kez geçecek..
Yine sıkı bir yanyana sürüşten sonra ardımızda kalan manzaranın önünde Ankara'lı Endurocu pozu.
Bu poz Yücel'i de sardı anlaşılan.
Çok keyifli yollardan kanyonun diğer ucuna varıyoruz.
(Yücel, hala mı aynı poz..?)
Daha yükseklere çıktığımızda bize göz kırpan bir patikaya dalıveriyoruz.
Bu dalıverişler artık aramızda bir bakışla karar verdiğimiz olaylar oldu.
Patikanın sonundaki bu yapıya ben "çoban evi" dedim.
Yücel'in fikri ise bu bir "sığınak" .
Bu dere yataklarını böyle görmek içimi acıtıyor.
Yolda gördüğümüz elmalardan bir kaç tane alıyoruz.
Sahibi yakında olduğu için izin istiyoruz.
Sahibi olmasa da alırız. Kimse "alma" demez zaten...
Buralarda yoldan geçene ikram gibidir bu.
Değişik bir görüntü; kaskımın içinden dünya..
Arka planda görünen dağların diğer tarafından dolaşarak gitmiştik Fethiye'ye...

Bir süre sonra olayın suyu çıkıyor...
Saklıkent Kanyonu
Kanyonun beslediği ırmak..
Bu sivri uçlu demirler kanyonun içine beleş girmek isteyenleri önlemek için..
Biz kanyonu dolaşmak yerine küçük bir beslenme ile yola devam etmeyi düşünüyoruz.
Çaylar geliyor..
Bizimle birlikte gözlemeleri bekleyen kuçu.
SkyTeam'ler de bizi bekliyor..
Şimdiye kadar hiçbir sorun çıkmadı..
Bu motosikleti gittikçe sevmeye başladım.
Arazi için arkaya büyük dişli taktığımdan beri de daha keyifli bir sürüşü var.
Çok huzurlu bir mola yeri burası.
Gözlemelerimiz hazırlanıyor.
Sabah yaptığımız hafif kahvaltı sonrası bu ikinci kahvaltı gibi görünse de aradan 3 saat geçmiş.
Gözlemeleri yedikten sonra değişime uğruyoruz.
Sağdaki Yücel, soldaki ben.
Kısa bir süre sonra yeniden biz oluyoruz ve Saklıkent'i geçer geçmez sağdaki ilk toprak yola sapıyoruz.
Benim ilk kez kullanacağım bu yoldan Yücel ikinci kez geçecek..
Yine sıkı bir yanyana sürüşten sonra ardımızda kalan manzaranın önünde Ankara'lı Endurocu pozu.
Bu poz Yücel'i de sardı anlaşılan.
Çok keyifli yollardan kanyonun diğer ucuna varıyoruz.
(Yücel, hala mı aynı poz..?)
Daha yükseklere çıktığımızda bize göz kırpan bir patikaya dalıveriyoruz.
Bu dalıverişler artık aramızda bir bakışla karar verdiğimiz olaylar oldu.
Patikanın sonundaki bu yapıya ben "çoban evi" dedim.
Yücel'in fikri ise bu bir "sığınak" .
Bu dere yataklarını böyle görmek içimi acıtıyor.
Yolda gördüğümüz elmalardan bir kaç tane alıyoruz.
Sahibi yakında olduğu için izin istiyoruz.
Sahibi olmasa da alırız. Kimse "alma" demez zaten...
Buralarda yoldan geçene ikram gibidir bu.
Değişik bir görüntü; kaskımın içinden dünya..
Arka planda görünen dağların diğer tarafından dolaşarak gitmiştik Fethiye'ye...
Dereler boş olunca barajlardaki sular da iyice çekilmiş.
İşte Gömbe Barajı.
Gömbe'den sonra Elmalı'dan yayla yollarına girip İmecik ve Saklıkent(Antalya) yolu ile dönmeye karar veriyoruz.
Elmalı'da durup benzin alıyoruz.
Yayla yolları.
Böyle havzaları fotoğraflamayı çok seviyor Yücel.
Ovacık.
Köy meydanında İmecik'e giden alternatif yollar soruyoruz.
Tek yolun bizim bildiğimiz yol olduğunu öğreniyoruz.
Aslına diğer yaylaları dolaşan başka yollardan da gidilirmiş ama siz karıştırırsınız diyorlar.
O yollarda kaybolup geç kalacağımızı düşünüyoruz.
Bildiğimiz yol zaten yeni saate göre hava kararmadan bitmeyecek.
Bildiğimiz yolu zaten seviyoruz.
Fazla virajlı olmayan taşsız yayla yollarında 80-100 km hız yaparak biraz gazımızı alıyoruz..
İmecik göründüğünde elma molası.
İmecik köyünün sırtlarında Beydağı Yaylası'na giderken.
Beydağı Yaylası'nda da yine yanyana hızlı sürüşle adrenalin yaşıyoruz.
Saklıkent'in soğuk havası ellerimi uyuştursa da yanıma aldığım kışlık eldivenleri çantamdan çıkarmak zor geliyor.
Zaten ne kadar yol kaldı ki..
Biraz yorulmuş muyuz ne ..?
7 777 700 m
Son olarak huzurlu bir manzara..
Herkese mutlu geziler diliyoruz...
İşte Gömbe Barajı.
Gömbe'den sonra Elmalı'dan yayla yollarına girip İmecik ve Saklıkent(Antalya) yolu ile dönmeye karar veriyoruz.
Elmalı'da durup benzin alıyoruz.
Yayla yolları.
Böyle havzaları fotoğraflamayı çok seviyor Yücel.
Ovacık.
Köy meydanında İmecik'e giden alternatif yollar soruyoruz.
Tek yolun bizim bildiğimiz yol olduğunu öğreniyoruz.
Aslına diğer yaylaları dolaşan başka yollardan da gidilirmiş ama siz karıştırırsınız diyorlar.
O yollarda kaybolup geç kalacağımızı düşünüyoruz.
Bildiğimiz yol zaten yeni saate göre hava kararmadan bitmeyecek.
Bildiğimiz yolu zaten seviyoruz.
Fazla virajlı olmayan taşsız yayla yollarında 80-100 km hız yaparak biraz gazımızı alıyoruz..
İmecik göründüğünde elma molası.
İmecik köyünün sırtlarında Beydağı Yaylası'na giderken.
Beydağı Yaylası'nda da yine yanyana hızlı sürüşle adrenalin yaşıyoruz.
Saklıkent'in soğuk havası ellerimi uyuştursa da yanıma aldığım kışlık eldivenleri çantamdan çıkarmak zor geliyor.
Zaten ne kadar yol kaldı ki..
Biraz yorulmuş muyuz ne ..?
7 777 700 m
Son olarak huzurlu bir manzara..
Herkese mutlu geziler diliyoruz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder