Not: Hava yağışlı ve çok kapalı olduğu için flaş kullanmadan çekilen bazı fotoğraflarda ışık azlığından netlik sorunu yaşandı.
Sabah 08.00 de buluşan Ayşe, Bilge, Yücel, Gürhan ve Hakan benden önce yola çıktılar.
Ben referandum için oyumu kullanmadan yola çıkmak istemedim.
Nasıl olsa yalnız olunca daha hızlı sürerim ve onlara yetişirim diye düşündüm.
Yağmura rağmen yola çıkarız deseler de oy kullandıktan sonra Yücel'e tel açıp sordum.
"Biz yola çıkıyoruz, seni Sinan Su Değirmeni'nde bekleriz." dedi..
Geyik Bayırı'nda yakaladım ekibi..
Hiç durmadan yola devam edip, Geyik Bayırı'nı geçtikten sonra, Saklıkent'e giderken sağa sapıp,
toprak(çamur) yoldan Sinan Su Değirmeni'ne yollandık.
Bu zorlu yolu ıslanarak aştıktan sonra Değirmen'de bir mola verip, çay içeriz diye düşünmüştük ama malesef kapalıydı.
Ama neşemiz yerindeydi..
Bulduğumuz bir tentede biraz soluklandık..
Hakan'ın durumu...
Biz dinlenirken yanımızdan geçen kamyonetin ekmek arabası olduğunu son anda fark ettik.
Ekmek almak için son şansımızdı.
Gürhan hemen motoruna atladı ve peşine düştü.
Kısa bir süre sonra ekmeklerle geri döndü..
Yeterince dinlendikten sonra yeniden yağmurluklarımızı giyip yola hazırlandık.
...devamı var elbette…
Sinan Su Değirmeni'nden sonra yol tırmanışa geçiyor.
Yağmur devam ediyor.
Bu çamurlu kaygan yolda Bilge motorunu bir virajda yatırıyor.
Biraz çamurlandığı için sinirli ama bunun dışında keyfi kaçmıyor..
Böyle bir motosikletle ve sadece asfaltta kullanılacak lastiklerle bu yollarda sürebilmesini hayret ve takdirle izliyoruz.
Tırmanış bitip Saklıkent yoluna ulaştığımızda manzara bizi büyülüyor.
Bu küçük kuçu peşimizden uzun bir süre bizi takip ediyor.
Sonra yorgun düşüp vaz geçiyor..
Kaldığımız yerden devam ediyorum..
5 fotoğraf makinesindeki fotoğrafları bir araya getirmek ve yaklaşık 200 fotoğrafı düzenlemek zaman aldı biraz..
Bu fotoğrafların yarısına yakını birbirine benziyordu bu yüzden burada yaklaşık 100 fotoğraf olacak..
Saklıkent'e ulaştığımızda sürekli yağan yağmurdan ve süzgardan ellerimiz donmuştu.
Yağmurluklarımıza rağmen ıslandık..
Özellikle çoğumuzun botlarına su girdi ve oturduğumuz yerden şeyimize kadar ıslandık ..
Hakan'ı saymıyorum bile, çünkü onun yağmurluğu da yoktu..
Sakılıkent'e vardığımızda şok olduk çünkü yağmur iyice hızkanmıştı ama heryer kapalıydı.
Yücel, kayak merkezine gidip baktı son umut olarak ama orası da kapalıydı.
Hepimizin suratları asıldı ve kapalı olan lokantalardan birinin tentesinde titreşmeye başladık.
Yanımıza oranın sahibi yada sorumlusu olduğunu düşündüğümüz biri geldi; "O dağıttığınız sandalyeleri filan toplayıp gidersiniz değil mi?" diye insafsız bir diyalog kurdu bizimle ve gitti.
Fakat sonunda kayak merkesizinin bekçisi Bayram imdadımıza yetişti...
Bize salonu açtı ve şömineyi yakıp hemen çay demlemeye girişti..
Helal olsun...
Şöminenin etrafında ıslanan giysilerimizi kurutmak için serip,
Bayram'ın demlediği çayı beklerken
bir yandan da sucukları hazırlamaya başladık tabi ..
Biraz kuruyup neşemiz yerine gelince hemen fotoğraf makinelerine sarılıyoruz..
Aramızda fotomodeller...
... ve fotoğraf sanatçıları olunca iş çığrından çıktı tabi..
Sonunda çayyyy...
Ardından sucuklar kızarıyor..
Karnımız da doyduktan sonra sıra geliyor eğlenceye..
Önce oranın 1.5 yaşındaki dev Serbernard'ı Sezar ile oynuyoruz..
... devam ediyoor….
Karnımız doydu, giysilerimiz kurudu, artık motokros zamanı..
Yücel'le ikimiz teleferik çevresindeki çamurlu araziye atıyoruz kendimizi..
Şöyle bir "Ankara'lı Endurocu" pozu vereyim.
Ankara'da 3 yıl yaşadığım için böyle bir poza hakkım var herhalde..
Bulutlar çevremizde dolanırken biz de SkyTeam'lerimizin sınırlarını zorluyoruz.
Aşağıda mola verdiğimiz bina görünüyor..
Lastiklerimiz yeni olmasına rağmen dişlerin arası doluyor ve fazla hız yapamadığımız için o çamurları lastikten atmak zor oluyor..
Tübitak yol sapağından Saklıkent'in arkasına dolanıyoruz..
Aşağıda kayan bulutlarla sürekli değişen bir Saklıkent görüntüsü var..
Ben de bu daaağlarııınn nesiiinnne geldiiimm...
Tekrar mola verdiğimiz yere döndüğümüzde biriken çamurları biraz temizliyoruz..
Daha iyi temizlik için tazyikli su lazım..
... devam ediyor elbette...…..
Yücel'le yaptığımız motokros turundan sonra yine şömine başı sohbetine döndük..
Sigarayı bırakalı yıllar oldu ama şömine başında 1 kadeh şarap(Gürhan'ın imali) ile bir sigara da keyif oluyor be..
Yücel ,
Gürhan ,
Hakan , Bilge , Ayşe , Yücel .
Dışarıda bulutların çökmesiyle çok gizemli bir ortam oluşuyor..
Ben biraz daha şömine keyfi yaparken onlar dışarı çıkıp sanki kar yağmış gibi eğleniyorlar..
.. o sırada bulutların arasından bir takım insanlar beliriyor..
Biraz daha yaklaşınca onların AKMOK(Akdeniz Motosiklet Kulübü'nden) yürüyüş gezisine çıkan arkadaşlar olduğunu görüyoruz..
Hemen fotoğraf makineleri çıkıyor..
Solda bize şömine yakıp çaylar demleyerek günümüzü bayram yapan Bayram, sağda AKMOK'tan Mustafa Mutlutürk
Fotoğraflar çekildikten sonra onlar yürüyüşlerine devam etmek için bizden ayrılıyorlar, meydan yine bize kalıyor..
Meydanı boş bulan Yücel yeniden azmaya başlıyor..
Gaza gelen Hakan' da ona katılıyor..
Hakan
sonra Gürhan ,
ve Ayşe...
Bilge ise çapırının hakkını vererek orada bulduğu hortumla motosikletinin çamurlarını temizleyip güzel bir poz veriyor..
Heveslerini alan kroscular biraraya geliyorlar ve daha geç olmadan geri dönmeye karar veriyoruz..
... devamında dönüş yolu fotoğrafları geliyooorr...…
Kayıt: Sep 27, 2007 Mesajlar: 112 | ||||
| harduro Demirbaş Üye Kayıt: Aug 01, 2005 Mesajlar: 1089 Nerden: Antalya | ||||
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder